SertErkek.com Erkek Moda, Tarz ve Yaşam Sitesi


Günde sadece 50 gr işlenmiş et tüketmek pankreas kanseri riskini % 19 oranında arttırıyor. Risk tahmin edildiği üzere tüketime bağlı olarak değişiyor.

Eğer sosis, pastırma, salam gibi şarküteri ürünlerine çok düşkünseniz haberler kötü. Günde 157 gram bu besinlerden tüketmek pankreas kanseri riskini % 57 oranında arttırıyor.

Bu hastalık genellikle son safhalarda iken teşhis edilebiliyor ve bir yıl içerisinde hastaların % 80’i hayatını kaybediyor. Teşhisten sonraki 5 yıl içerisinde hayatta kalmayı başarabilen hastaların oranı ise ne yazık ki % 5’te kalıyor. 

Stockholm’de bulunan Karolinska Enstitüsü ‘nden araştırmacılar tarafından yapılan deneylere göre pankreas kanseri riski erkeklerde çok daha yüksek. Uzmanlar bunun erkeklerde et tüketiminin daha fazla olmasıyla ilişkilendirilebileceğini düşünüyor.

Bugüne dek yapılan kalori hesabının yanlış olduğunu ve kilo vermenin aslında iki kat daha güç olduğunu öne süren iki bilim adamı yeni bir model geliştirdi...

Büyük bir istekle başlanılan diyetlerde kısa süre içerisinde kilo verme hızının düşerek kaybolması yüzünden bir türlü istenilen forma kavuşulamamasının nedeni bulundu. Amerikan Bilim İlerleme Derneği’nin (AAAS) Kanada’nın Vancouver şehrinde yaptığı panelde şimdiye kadar uygulanan diyetlerde büyük bir matematiksel hesaplama hatası yapıldığı ve kilo vermenin sanılanın iki katı daha zor olduğu açıklandı. Zira, kilo vermenin en doğru yolu alınan kaloriyle yakılanın dengesini bilmekten geçiyor. Fakat, halihazırdaki hiçbir kalori ve kilo verme hesaplaması gerçeği yansıtmıyor. Bu durumda, 450 gram yağın 3 bin 500 kaloriye bedel olduğunu veya günde 500 kalori azaltarak haftada 450 gram verilebileceğini doğru kabul etmek mümkün değil. Çünkü insan metabolizması, vücut kilo vermeye başladıktan bir süre sonra sabit bir kiloya kavuşana kadar yavaşlıyor.

ABD’nin Ulusal Diyabet Enstitüsü’nden uzmanlar Dr. Kevin Hall ve Dr. Carson Chow, alınan kalorinin doğrudan insan vücudunda kilo değerinden bir karşılığı olamayacağını açıkladı. Uzmanlar bunun sebebini insan bedeninin kilo vermesinde birçok karmaşık etkenin rol oynamasına bağladı.

Kalori farklı hesaplanıyor
İki uzman, içeriğine kilo-yağ oranı, cinsiyet, fiziksel hareket oranı ve diğer faktörleri de ekleyerek her kişinin istediği kiloya ulaşması için bir hesaplama modeli geliştirdi. Yeni modelde, kişilere kısa dönemde ulaşmak istedikleri kilo için almaları gereken kalori ve yapmaları gereken egzersiz ile kalıcı bir kilo kaybı için almaları gereken kalori miktarı farklı şekillerde hesaplanarak veriliyor. Model, şimdiye kadar beslenme düzeni çok sıkı kontrol altında tutulan bir grup yetişkin üzerinde denendi. Buna göre, kilo vermek için günlük kalori miktarında sanıldığı kadar büyük bir azaltma yapmak gerekmiyor. Örneğin, günde sadece 150 kalori daha az tüketerek yılda yaklaşık 7 kilo verilebiliyor. Toplamda 4 buçuk kilo vermek isteyen birinin günde 100 kalori daha az tüketeceği bir beslenme düzeni izlemesi gerekiyor. Bu sayede, bir yıl içerisinde vermek istediği kilonun yarısından, üç yıl içerisinde de toplam 4 buçuk kilodan kalıcı olarak kurtulmuş oluyor. Yeni modeli destekleyen Avustralyalı obezite uzmanı Dr. Body Swinburn, “Kimse, haftada yaklaşık 200 gramdan fazla kilo verebileceğine inandırılmamalı” diye konuştu. Araştırmayı yürüten Hall ve Chow, obeziteyle mücadelede yağlı gıdalara uygulanması düşünülen fazla vergi kadar yapılan umut ticaretinin de bitirilmesini, yeni düzenlemelere gidilmesini önerdi.

Chow ve Hall’un geliştirdiği hesaplamaya, http://bwsimulator.niddk.nih.gov adresinden ulaşılabiliyor:

İDEAL KİLOYA NASIL ULAŞILIR?

Örneğin, 25 yaşında, 160 santimetre boyunda ve 70 kilogram ağırlığında günlük fiziksel egzersiz oranı çok sınırlı bir kadının, günde aldığı kalori miktarı 1981, vücut kitle indeksi yani kilo ve boy oranı 27.3, yağ oranı ise 33.7 çıkıyor. Öyleyse, 180 gün (6 ay) içerisinde 63 kiloya düşebilmesi için fiziksel egzersiz oranını yüzde 40 artırarak günlük 223 kalori daha az tüketmesi gerekiyor. Bu kiloya ulaştıktan sonra ise, normal beslenme düzeninden 43 kalori daha az tüketerek ve günlük aktivitelerini yüzde 20 artırarak aynı kiloda kalması kalıcı olarak mümkün hale geliyor. Bu sayede vücut kitle indeksi sınır kabul edilen 25 değerinin altına düşerek 24.7 oranına ulaşırken yağ oranı da 30.2’ye geriliyor.

Satış sonrası hizmetlerde de mutlak müşteri memnuniyetini ön planda tutan Toyota, 13 Şubat- 7 Mart tarihleri arasında “Toyota Servis Günleri” kampanyasıyla avantajı ayağınıza getiriyor.

Tüm Toyota sahiplerinin yararlanabileceği kampanya kapsamında ücretsiz check-up sunulurken, periyodik bakım ve yağ değişimlerinde 1 litrelik orijinal Toyota Motor Yağı hediye ediliyor. Kampanyada lastik ve akülerde çok özel fırsatlar, 250 TL ve üzeri mekanik servis harcamalarında da Axess’e özel peşin fiyatına 8 taksit imkanı sağlanıyor.

Müşteri odaklı hizmet anlayışıyla kullanıcılarına birçok ayrıcalıktan yararlanma imkanı yaratan Toyota, “Servis Günleri” kapsamında çok özel fırsatlar sunuyor. 13 Şubat - 7 Mart tarihleri arasında geçerli olan kampanya, model yılı gözetmeksizin tüm Toyota’ları kapsıyor.

Ücretsiz Check-up ve Toyota Orijinal Motor Yağı hediyesi
 “Toyota Servis Günleri” günleri boyunca Toyota kullanıcıları araçlarına fren sistemi, amortisör, aks körükleri, devir daim, V-kayışı, kabin hava filtresi, motor hava filtresi, aydınlatma ve sinyal sistemi, soğutma suyu, kalorifer ve silecek performansı kontrollerini içeren ücretsiz check-up yaptırabilecekler. Toyota sahiplerine bunun yanında periyodik bakım ve yağ değişimlerinde 1 litre Toyota Orijinal Motor Yağı da hediye olarak sunuluyor. 

Lastik ve aküde çok özel avantajlar
“Toyota Servis Günleri” kapsamında Toyota Plazalar’da Varta akü alışverişi yapanlar yüzde 15’e varan indirimin sahibi olacaklar.  4 adet lastik alımında Bridgestone ve Lassa’yı tercih eden Toyota kullanıcılarına da 50 TL’lik Migros çeki hediye ediliyor.

Axess’e özel 8 taksit
Toyota, kampanya kapsamında araç modeli ve model yılı farkı etmeksizin tüm Toyota sahiplerine KDV dahil 250 TL ve üzeri mekanik servis harcamalarında  Axess’e özel peşin fiyatına 8 taksit ödeme imkanı da sunuluyor.

"Çocuklukta tacize uğramak, kişinin beyninde duygularla ilgili bölümün büyümesine engel olabilir"... Çocuklukta tacize ya da kötü muameleye maruz kalmanın, kişinin beyninde duygularla ilgili bölümün büyümesine engel olabileceği bildirildi.
 
ABD’de yapılan bir araştırma, çocukluklarında cinsel veya duygusal tacize uğrayan ya da kötü muameleye maruz kalan kişilerin beyinlerinde hippokampus bölümünde 3 kilit bölgenin, böyle bir durumla karşı karşıya kalmamış kişilerinkinden daha küçük olabileceğini gösterdi.
 
İngiliz Guardian gazetesinin sitesinde yer verdiği haberde, söz konusu bölgelerin hafızayı ve duyguların düzenlenmesini kontrol ettiği belirtildi.
 
Araştırma çerçevesinde Harvard Üniversitesi Psikiyatri bölümünden Martin Teicher ve ekibi, çocukluklarında strese maruz kaldıkları ya da tacize uğradıkları konusunda sorgulanan yaklaşık 200 kişinin beyinlerini taradı.
 
Yaşları 18 ila 25 olan, 73’ü erkek 120’si kadın katılımcıların yüzde 46’sının, çocukluklarında sıkıntılı bir süreç yaşamadıkları, yüzde 16’sının ise ebeveynlerinin fiziksel ve sözlü olmak üzere üç ya da daha fazla kötü muamele biçimine maruz kaldıkları bilgisini verdikleri kaydedildi.
 
Beyin taramalarında, çocukken kötü muameleye maruz kalan ya da tacize uğrayan deneklerin beyinlerinde hippokampusta üç önemli bölgenin, yüzde 6,5’e kadar küçülmüş olduğu tespit edildi.
 
Araştırmanın sonuçları, "Proceedings of the National Academy of Sciences" dergisinde yayımlandı.
 
Konuyla ilgili olarak daha önce yapılan bir araştırma, çocuklukta tacize ya da kötü muameleye maruz kalmanın, yetişkinlikte tekrarlayan depresyon olasılığını iki katına çıkardığını ortaya koymuştu.

İsveçli bilim adamları, yaptıkları araştırmayla “güzellik uykusu”nun işe yaradığını ortaya koydu. Stockholm'deki Koralinska Enstitüsündeki bilim adamları, güzellik uykusunun bilinen bir kavram olmasına rağmen bilimsel destekten yoksun olduğunu düşünerek araştırma için kolları sıvadı. Araştırmada, iyi bir uyku çekenlerin, uykusuz kalanlara göre daha çekici ve sağlıklı olduğu belirlendi.
 
Araştırmaya katılan gönüllülerin, 8 saat uykudan sonra ve 31 saat uyanık tutulduktan sonra fotoğraflarını çeken bilim adamları, uyku yoksunu katılımcıların daha az sağlıklı ve çekici olduğunu kaydetti.
 
Araştırma ekibi, normal bir gece uykusu uyuyan ve daha sonra gece uykusundan mahrum edilmiş 23 genç erkek ve kadının fotoğraflarını gözlemcilerden değerlendirmesini istedi. Kameradan aynı uzaklıkta tutulan, makyaj yapılmayan ve aynı yüz ifadesine bürünen katılımcıların fotoğraflarına bakan gözlemciler, uykusuz olanların, yeterince uyuyanlara göre daha az sağlıklı, daha çok yorgun ve daha az çekici olduğu sonucuna vardı.
 
Doktorların, hastalarının rahatsızlığını daha iyi anlamalarına yardımcı olacağı ifade edilen araştırmanın sonucu British Medical Journal dergisinde yayımlandı.

Kış aylarının sona erip, ilkbaharın yüzünü göstermesi alerji mevsiminin başlaması demektir. Doğada bulunan polenler ilkbahar mevsiminin gelmesi ile yayılır ve alerjilere sebep olur. Gözlerde sulanma, burunda tıkanıklık, kaşıntı ve yanma şikayetlerine sıklıkla rastlanır.

Alerji Nasıl Geçer! Bahar aylarının kendini göstermesi ile ortaya çıkan alerjinin nedeni, polenlerin yoğunluğudur. Polenlere karşı alerjisi olanların sabah ve öğlen arası dışarı çıkmamaları önerilir.

Polenlerin etkisini azaltmak ve alerjinin geçmesi için sık sık elbise değiştirmek ve duş almak gerekir. Alerjiye müsait olan kişilerin, evlerini ilkbahar mevsiminde çok fazla havalandırmaması gerekir. Havalandırma işlemini, öğleden sonra kısa bir süreliğine yapmalıdırlar. Alerjiye karşı önlem almak için polen filtreli klimalar tercih edilmelidir.

Uzmanlar, dünya genelinde tuz tüketiminin yarıya indirilmesiyle, yılda 2.5 milyon kişinin ölümüne neden olan felç ve kalp krizinin ciddi oranda azalacağını belirtiyor

Tuz, kan basıncını artıran en önemli nedenlerden biri. Aşırı tüketimi, böbreğin tuz atma kabiliyetini azaltıyor ve vücutta tansiyonu yükselten damarlarda büzüşme yapan hormonların  artmasına neden oluyor. Acıbadem Bakırköy Hastanesi’nden kardiyoloji uzmanı Dr. Nazan Kanal, 10 yetişkin tansiyon hastasından üçünde hastalığın oluşma nedeninin tuz olduğunu belirtiyor.

Tansiyon nedir? Büyük ve küçük tansiyon ne demek?
Kalbin kanı damarlara göndermesiyle damar duvarında oluşan basınca tansiyon deniyor. Yüksek tansiyon,  bu basıncın ideal değerlerin üzerine çıkması. Büyük tansiyon kalbin kasılıp kan pompaladığı, küçük tansiyonsa kalbin gevşediği sıradaki kan basıncını gösteriyor. Normal değerler, büyük tansiyon için 12, küçük tansiyonun içinse 8. Yüksek tansiyon hastalığı için, 14/9 sınır kabul ediliyor.

Tansiyon yükselince vücutta neler oluyor?
Yüksek tansiyon; organları hayatta tutan atardamarlarda stres oluşturarak iç yüzeyi pürüzsüz, kaygan halde tutan sistemi bozuyor. Sonra da duvar kalınlığında artış yaparak damarın elastikiyetini ortadan kaldırıyor. Ayrıca damar tıkanıklığı için zemin hazırlıyor. Damardaki bu değişiklikler, zamanla organlarda da başlıyor. Kalp kasında kalınlaşma, böbrek süzme hızının azalması, göz dibinde sıvı ve hücre artışı hasarlar arasında.  

Hastalık tedavi edilmediğinde kalp, böbrek, beyin ve göz gibi hayati organlarda kalıcı hasara yol açıyor. Kalp krizi ve yetersizliği, beyin felci veya kanaması, tam ya da kısmi körlük, diyaliz gereksinimi en sık rastlanan sonuçlar.

Tansiyon neden yükselir?
Yüksek tansiyon hastalarının sadece yüzde 5-10’unda böbrek hastalığı, hormonal bozukluklar, ilaç kullanımı, hamilelik, doğumsal anormalllikler gibi belirli tek bir neden var. Yüzde 90-95 oranındaysa altta yatan hastalık veya bozukluk yok. Bu kişilerde şişmanlık, ileri yaş, genetik,  stres, tuz gibi faktörler var. 

Yüksek tansiyon hastası tuz tüketimini kesmeli mi?
Tuzun tamamen kesilmesi önerilmiyor. Günlük tuz tüketiminin sağlıklı yetişkinlerde ortalama 6 gr., hipertansif hastalarda 3 gr. olması yeterli.

Hastalığın tedavisi nasıl  yapılıyor?
Birinci ve en önemli aşama, hastanın hastalığını kabul edip doktora gitmesi. Hipertansiyonda en büyük sorun, hastaların tedavisiz kalması veya yetersiz tedavi alması. İyileşme sürecinde yaşam tarzı değişiklikleri ve ilaçlar önemli yer tutuyor. Sadece kilo vererek kan basıncı, 0.5-2 değer aşağıya çekilebiliyor. Eğer kişinin 10 kilodan fazla vermesi gerekiyorsa bu çaba yeterli değil.

Tuz ve alkol kısıtlaması, düzenli yapılan egzersiz tavsiye edilen uygulamalar arasında. Bunlar, tansiyonun normal değerlere düşmesini veya daha düşük dozlarda ilaç alınmasını sağlıyor. Yüksek tansiyon hastalığında hayat tarzı değişiklikleri işe yaramıyorsa ilaç tedavisi kaçınılmaz hale geliyor. İlaçlar düzenli alınmadığında veya yeterli kan basıncı düşüşü sağlanamadığında hastayı kalp krizi, felç ve böbrek yetersizliği gibi kötü sonuçlardan korumak mümkün değil. Özellikle son zamanlarda adından sıkça bahsedilen anjiyoya benzer bir yöntemle, böbrek damarlarına yapılan yakma tedavisi, günde 4-5 tansiyon ilacı almasına rağmen kan basıncı ideal değerlere dönmeyenlere uygulanıyor. Ancak bu tekniğin rutin  tedavide yeri yok.

Dr. Nazan Kanal